Wednesday, April 9, 2008







###::::::###:::::::#####::::::###:::::##

#::::::###
###::::::###:::::#######::::###::::####::::###
#########::###:::::::###:::###:#####:::###
#########::###::::::::###:::############
###::::::###::::###::::###::::::#####::#####
###::::::###::::::######:::::::::####::::####


:::::::####:::::::::#########::::::########
::::::#####::::::::##########::::########
:::::######:::::::###:::::::####:::####::::::::
::::###:::###:::::##########::::########
:::####:####::::########::::::::####::::::::
::##########::###::::::####::::####::::::::
:####::::::####:###:::::::####:::########


:####::::::####:::::::#####::::::::::###::::::::###
:::####::####:::::#########::::::###::::::::###
:::::#######:::::####::::::####::::###::::::::###
:::::::#####:::::::###::::::::::###::::###::::::::###
::::::::####::::::::###::::::::::###::::###::::::::###
:::::::::###:::::::::::###::::::###::::::####::::####
:::::::::###::::::::::::::######:::::::::::#########

क्यों चलती है पवन
Because of evaporation .

क्यों झूमे है गगन
Because of earth's rotation.

क्यों मचलता है मन
Because of disorder in digestion.

ना तुम जानो ना हम !!!


क्यों गुम है हर दिशा
Because u have poor sense of direction

क्यों होता है नशा
Because of drug addiction.

क्यों आता है मजा
Because u enjoy the situation.

ना तुम जानो ना हम !!!


क्यों आती है बहार
Because of change in season.

क्यों होता है करार
Because of taking tension

क्यों होता है प्यार
Because of opposite attraction.

ना तुम जानो ना हम !!!
science has all the solutions!!!!!!!
interesting na.........

02 Nisan 20


tek ayak
tontişler tek ayak üzerinde durmayı öğrendiler, hem de cambazlık yapa yapa:-)
Gönderen ebru zaman: 20:52 0 yorum
Etiketler:
01 Nisan 2008

masa toplamaca
genelde oğlanlar önce yer yemeklerini, kendi masalarında. sonra ben toplarım masayı. bir iki defa hep birlikte masa hzırladık ama babayla anne genelde ayaküstü yemeye alışkın olduklarından, aile soframız pek olmuyor pazar kahvaltıları dışında, iyi ya da kötü?akşam yine önce onlar yedi, sonra ben kendime koydum birşeyler. tabağım boşaldı ama ben hala elimde boş tabak oturuyorum. derya'm geldi "annecim ben onu kaydıyayım mı?" diye sordu. çok hoşuma gitti, verdim tabağı çatalı minnoşa, giderken de seslendim arkasından çok teşekkür ederim diye. mutfağa girmişti ki geri döndü, tabak hala elinde, "naden taşekkuy ediyoyçun, bunu aydım diya mii?" diye sordu. ben de yine gülerek evet dedim, ve de bana yardımcı olduğun için.. neyse sonra, dondorma koyduk üçümüz, babamız yoktu, birlikte oturduk masalarında dondurmalaımızı yerken. ilk deniz bitirdi ve özellikle götürdüğünü belirterek boş dondurma bardağını ve kaşığını mutfağa bıraktı. ben de ona da teşekkür ederek "acaba benikini de götürür müsün?" dedim. ne cevap geldi dersiniz???"haayiy anne, heykej kandi tabayını baydayını gotuymeli!!!"buyrun işte, onca hizmet et beyefendilere, sonra sana kendi boşunu kendin götür desinler!! neyse, ben durumu idare etmek adına, haklıın tatlım dedm, bundan sonra hepimiz kendi tabaklarımızı bardaklarımızı mutfağa kendimiz götürelim. böylece hepimizin işi kolaylaşır. ama yine de derya kuşum bana kıyamadı ve boş dondurma bardağımı kendi götürdü mutfağa!!!
Gönderen ebru zaman: 20:20 0 yorum
30 Mart 2008

cornflakes
bizimkiler son zamanlarda bayılıyorlar mısır gevreği yemeye. haftasonları kahvaltılarını genelde bazen bununla yaparlardı. bir iki haftadır eve gelirken deniz "anne awe gidinca yameyimi bitiyiysem confıyek yiyabiliy miyiiim?" diye soruyor. ben de yemekten sonra izin veriyorum haliyle yemelerine. artık mısır gevreği hazırlamanın uzmanı oldular. önce tabaklara mısır gevreği dökülüyor. sonra süte bal koyulup karıştırılıyor. ballı süt mısır gevreğinin üzerine dökülüp afiyetle yeniyor:-)
Gönderen ebru zaman: 22:05 10 yorum
Etiketler:

arda'larda pazar
bu sabah kalkıp baktık hava güneşli ve de güzel, fırsatı değerlendirip arda'lara gidelim dedik. iyiki de gitmişiz. arda'nın büyük abi ve abla arkadaşları da vardı, bayıldı bizimkiler. evde braz oturup sonra hep beraber parka gittik. onlar oynadı biz sohbet ettik. eve dönünce hepsi birbirinin gazıyla güzel yemek yediler. misafirler gidince bu defa kendileri coştular. iyice bir yoruldular.
bugün saatler ileri alındı ya, biz de ablamla oturmuş sohbet ediyoruz bir baktık saat olmuş yedi, hava kararmayınca insan anlamıyor! neyse, toparlayıp oğluşları döndük evimize, onlar yolda sızdılar haliyle, anne de birazdan babil'i izleyecek, eğer bir son dakika uyanışı yapmazlarsa:-)
Gönderen ebru zaman: 21:32 0 yorum
Etiketler: ,
29 Mart 2008

yeniden evde
itiraf ediyorum bu keyifli bir ayrılıktı. ama dönüş yolunda minnoşları kucaklamak için sabırsızlanırken alana geldiklerinde uyumuş olduklarını görünce biraz hayal kırıklığı yaşadım:-) dün koleje tiyatroya gitmişlerdi, o yüzden öğle uykusu uyumadılar sınıfta. yol yapımı nedeni ile trafik da sıkışık olunca dayanamamış benim kuzucuklarım alana kadar ve sızmışlar arabada. sızmadan önce tutturmuşlar biz de uçağa binelim diye, baba olamayacağını söylediğinde biraz ağlamışlar.. neyse eve geldiğimizde uyandılar, derya arabada daha gözlerini açıp beni görür görmez "anne ban şeni çok ocyediiim" dedi, sonra kucağıma aldığımda devam etti uykusuna:-) ama eve gidince ayıldılar iyice, karınları da acıkmış, biraz yemek yedik sonra yine de erkenden yattık birlikte. hal böyle olunca bu sabah güne atıbuçukta başladık ama olsun, dolu dolu geçti günümüz.. full evdeydik, biraz yeni oyuncakları ile oynadılar. birer tane de yapıştırmalı hayvanlar kitabı almıştım, onları da çok sevdiler. gün boyu ara sıra oturup oturup biraz çıkartma yapıştırdılar..bu arada günün lafı derya'dan geldi. bizimkilere anne istanbul'a gidiyor demedik, çünkü istanbul'u biliyorlar ve hep gitmek istiyorlar. sonra neden bizi de götürmedin diye canımı okurlardı:-) ankara'ya gitti dediler, ankara lafına da alışsınlar bu arada diye. bugün bir yerde laf geldi derya "anne ameyika'daken..." gibi bir şeyler söyledi. halalarımız arada amerika'ya gittiklerinden onun lafı da zaman zaman geçiyor evde. ben de yok tatlım dedim, anne amerika'ya değil ankara'ya gitti. bu defa inat etmeye başladı, o amerika diyor ben ankara. en sonunda sinirlendi ve ses tonunu değiştirerek bana ciddi bi şekilde bağırdı:ameyika dadim, miyav!bu miyav sanırım "tamam artık kes konuyu amerika dedim o kadar" anlamına geliyordu. ben de kestim konuyu, tamam dedim sen nasıl istersen öyle olsun, miyav!
Gönderen ebru zaman: 19:53 6 yorum
28 Mart 2008

annesiz bir gece
dün anne uzun zamandır yaptığı plan ışığında sabahın beşinde istanbul'a gitmek üzere oğluşları halaya ve babaya emanet ederek evden ayrıldı.. aslında bu ilk ayrı geçireceğimiz gece değildi çünkü daha önce barış'ımızın doğduğu geceyi teyzemiz nes'in yanında hastanede geçirdiğim için bir gece daha ayrı kalmıştık. ama o mecburi hizmetti:-)anne gittikten sonra oğluşlar kalkmış ve o saatten sonra bir daha uyumamışlar, hatta derya kuzusu "beni okula anne bıraksın" diyerek bayağı bir süre ağlamış, ağlama faslını telefonla yakaladığımda çok inatçı geliyordu sesi kuzuşumun. ama sonra hala ve babayı kandırmak suretiyle kendi arabalarında koltuklarına bağlı olarak değil de halanın arabasında özgürlüğün tadını çıkartarak gitmişler okula.. okulda tabii gün iyi geçmiş. bu sabah aldığım haberlere göre akşamı da çok iyi geçirmişler. halamız minik adamlarımla gurur duyabileceğimi söyledi! saat dokuzbuçuk gibi hadi bakalım yatıyoruz artık dendiğinde hemen pijamaları giyip hemen yatıp hemen uyumuşlar!! ve sabah (bu defa hiç bir şey için ağlamadan) okula gitmişler, tabii yine halanın arabası ile:-)bütün bu arada anne istanbul'un keyfini çıkardı, bu postu da sevgili geveze kalem'in tuşlarına tıklayarak yazıyor, kendisini bekleyen keyifli kahvaltı öncesinde!!bugünü de buradaki keyifli arkadaşlıkların tadını çıkararak geçirdikten sonra, akşam eve döndüğünde oğluşlar anneyi alanda karşılayacaklar.yalnız akşam telefonda derya annesiyle konuştuğu halde, deniz protesto ederek tek kelime etmedi ve hatta dinlemeyi bile reddetti. o yüzden dönüşte biraz kaprisli olacak gibi benim kuşum. olsun, bugünkü planda onlara büyük abi oldukları için hakettikleri sürprizlerini almak da var. sonraki gelişmeleri evimizden yazacağız efendim, istanbul'dan bu kadar:-)
Gönderen ebru zaman: 09:27 10 yorum
26 Mart 2008

yeni veli toplantısı ve arduş
pazartesi günü bizim yine veli toplantımız vardı. yine ağzım kulaklarımda dinledim bütün öğretmenleri. bu defa önemli bir konuyu tartıştık öğretmenlerimizle, okuldaki deniz-derya ve evdeki deniz-derya.. bu iki durum birbirinden o kadar farklı ki anlatamam! sanırım daha önce burada konu yapmıştım.. okulda ikisi de inanılmaz uyumlu, sakin, kurallara uyan, öğretmenlerini her zaman dinleyen, hatta dinlemeyenleri uyaran çocuklar. ama diyor onlar da, sizi burada gördükleri anda yaşadıkları değişime biz inanamıyoruz. hiç gün boyu bizimle olan çocuklar değillemiş gibi geliyor! gerçekten de evde çok çok hareketliler, yaramazlar, bazen beni çileden çıkarmayı başarıyorlar.. bütün bu olanlar içinde dedim tek tesellim, dış dünyada yanlarında biz yokken nasıl davranmaları gerektiğini biliyrlar en azında bu da birşeydei değil mi???
neyse, öğlen sınıf öğretmenleri ile toplantımız vardı, akşam üzeri de branş öğretmenleri ile. dediğim gibi sürekli sırıtan bir anne modundaydım..
bu arada ben toplantıdayken, oğlanlara sürpriz yaparak ablam arda'yı getirdi okula ve ikizleri aldılar. benimkiler benim okulda olduğumu bilmiyorlar tabii, çok sevinmişler arda'yı görünce. önce bir şaşırıp sonra bayılmışlar:-) ablam üçünü alıp bize gitti, ben ve baba sonradan katıldık onlara.. çok keyifli bir akşam geçirdiler. bir ara legolara daldılar ve büyüüük büyük kuleler yaptılar, anne de tıkladı hemen üçüzleri:-)
Gönderen ebru zaman: 11:28 2 yorum
Etiketler: ,
24 Mart 2008

picasa ile ilk kolaj
anne bilgisayarına picasa yükledi. artık bir sürü fotoyu birleştirebilecek o da!!! başka bloglarda görüp kıskandığı bu aktiviteyi artık yapabiliyor olmanın mutluluğu ile ilk kolaj çalışmasını gururla sunmaya karar verdi oğluşların bloğunda!!!
fotolar, oğluşlar halalarını aralaına alıp hav-dedeye giderken yolda çekilmiştir efendim. bütün haftasonu çekilen tek fotolar bunlar olduğunda ilk kolaj çalışmamız iki resim ile sınırlıdır. ancak anne bu işte kendini geliştirmeyi planlamaktadır!!! pek yakında:-)

21 Mart 2008

yağmurda

bu da ne böyle demeyin, bu bizim yağmur altında yaptığımız ilk aile yürüyüşümüzün hatırası!!
bu akşam yemekten sonra ailecek yağmurluklarımızı giyip markete yürüyüş yaptık. çıkarken fotolamayı unuttum sıpaları, yağmur kıyafetlerinin içinde çok tatlıydılar. hadi dedim dönüşte çekerim, ama yol boyunca ikisi de ne kadar su birikintisi varsa içinde zıplayarak yürüdüklerinden dönüşte hepimizin kıyafetleri sucuk gibi olmuştu. ben de oğluşlara hadi böyle bekleyin biraz da fotoğraf çekeyim diyemedim haliyle.. ama bu ilk yağmur yürüyüşümüzün anısı olsun da isteyince illaki, kurumaya bıraktığımız ıslak yağmur kıyafetlerimizi çektim:-)
Gönderen ebru zaman: 21:48 3 yorum
Etiketler:

baba kadar olunca
bu sabah evden çıkmadan kırk yılda bir yaptığım bir işi yaparken oğlanlar geldi yanıma.anne napıyoyçun?makyaj yapıyorum tatlım.o şenin maykac çantan mııı?evet canım, anneler bazen makyaj yaparlar.bij de buyuyunce maykc yapacak mıyıııj?hayır, siz makyaj yapmayacaksınız. baba yapıyor mu?haayiiiy.baba traş oluyor, siz de büyüyünce traş olacaksınız baba gibi.. ve sizin kız arkadaşlarınız olunca onlar da makyaj yapacaklar:-) [anne gene kaptırdı gidiyor]awet, bij baba kaday oyunca şakayımıj oyucak. bij de tıyaş oyucaaj. şij de üçünüüj maykac yapacakşınııjj[yani biz üçümüz kim oluyor?? gelinlerim ve ben!!]siz de üçünüz traş mı olacaksınız o zaman ??aweet, baba, denij deeya tıyaş oyucaaj.sonra da sizin çocuklarınız mı olacak peki?aweet, ama baba kaday oyunca!!bu arada makyaj bitmiş, anne malzemeleri çantasına doldurmuş, çntayı dolaba kaldırmış, sadece rujunu yanına almak üzere elinde tutmaktadır.deniz:anne onu niye çantana koymadıın?onu yanıma alacağım tatlişko:-)hayiy onu da maykac çantaçına koy, ben hep hep ööye yap iştiyoyuum!iyi walla, yaş dört, karışma sınırsız!
Gönderen ebru zaman: 21:36 2 yorum
Etiketler:

yeni yaza girmeden!
bu sabah kuzen kaan [ama annenin kuzeni olan kaan:-)] bazı fotolar göndermiş mail yoluyla, ben dedi bunları yolladığımı sanıyordum ama yollamamışım... bir baktım geçen yaz karaburun'da geçirdiğimiz günlerde çekilmiş fotolar. ne çok eğlenmişlerdi orada. hemen dedim bloglayayım ben bunları, yaz geliyorlar ya, ısınmak lazım şimdiden, biraz havaya girelim istedim:-))

Gönderen ebru zaman: 13:34 2 yorum
Etiketler:
20 Mart 2008

kaba kuvvet
okula gidiyoruz bu sabah, muhabbetin başını kaçırdım yine ama dikkat ettiğimde şöyleydi konuşmalar:derya: o caman ben de şeni avime almam bidaa (evde kendi evleri var demiştim ya:-))deniz: deya peki fiyim sayetmeye geyebiliy miyim?derya: haayiy!deniz: ama ban de çok fiyim vayderya: bande de vaaydeniz: ama ban de cd de çok vaayderya: bande de vaaydeniz: ama ban de tam beş tane vaaayderya: ban de de beç tane vaaydeniz: o caman ban de ave gidince şeni ıçıyıyııımanne araya girer: kaba kuvvet yok deniz'cimikisi bir gülmeye başlarlar, deya duydun mu anne na dediiiderya: aweet kada kubet yok dediiideniz: hayiy öye damedi kafa kubet yok dediiiihala kıkırdıyorlar, anne açıklama getirir: hayır tatlişkolar kaba kuvvet yok dedim yani ısırmak vurmak kavga etmek yook!!deniz: hahaha deya anna haaya kafa diyooo:-)))
Gönderen ebru zaman: 10:55 6 yorum
Etiketler: ,

mavi'nin firar çalışmaları
oğlanlara bir hayvan alalım deyip hamsterda karar kıldığımızda hamsterlar hakkında bir sürü şey okumuştum ve en dikkatimi çeken kesinlikle diyorlarda kafesiniz plastik olmalı. hamsterlar kemirgendir ve ahşam bir kafesiniz varsa kemirip kaçabilirler! zaten petshop'taki bütün hamster kafesleri plastikti, bizim mavi'nin de tamamı plastikten olan, içinde ayrı bir evi olan dubleks bi kafesi var. bkz. burası. aslında hamsterlar ele alınıp sevilebilecek hayvanlar ama eve gelişinin ilk 10 gününde dört kişilik ailemizde 3ümüz parmaklarımızı ısırtmayı başarınca kendilerine, hala ellemeye korkuyoruz. sadece kafesin tamizleme günlerinde kahraman babamız alıp haşmetmahapları bir seleye koyuyor ve kafes temizlenene kadar başında nöbet tutuyor bu arada oğlanlar da başında tabii, ellemek istiyorlar ama ellerini biraz yaklaştırıp sonra kaçıveriyorlar hemen..bu arada mavi her kafes temizliği seansında kaçmak için şansını deniyor, seleye tırmanıyor sürekli. zaten ilk geldiğinde babamızı öyle ısırmıştı, bir kaçma girişimi esnasında! bu aralar plastik kafesini kemirme çalışmaları yapıyor, telleri sürekli tırtıklıyor. bu akşam evinin bir köşesini yemiş olduğunu farkettim. evet evet yanlış okumadınız, bizim bızdık mavi evinin bir köşesini kemirmiş ve 1cm2 kadar bi delik açmış! anladım ki oldukça azimli bir hamster'ımız var..bu arada deniz geçenlerde deniz artık balık istediğini söyledi. ben de bizim mavi'miz var ama dediğimde derya hemen çözüm üretti: mavi'yi aldığımız yere geri verelim ve yerine balık alalım!! ben itiraz ettim, mavi bizim ve bizi çok seviyor (her ne kadar ısırsa da)), eğer onu geri verirsek çok özler hepimizi. hem dedim ben de mavi'yi çok seviyorum, gitse siz üzülmez misiniz?? ses çıkarmadılar, belli ki bir iki balığa mavi'yi verelim desek verecekler.. neyse, sonra balık faslı unutuldu sanırım, artık yine canları eve gitmez istedi mi a"mavi'yi çok öcledik" diyorlar:-)
Gönderen ebru zaman: 01:17 4 yorum
17 Mart 2008

oğul-anne-oğul

Gönderen ebru zaman: 15:15 15 yorum
16 Mart 2008

papatyalar

Gönderen ebru zaman: 22:21 0 yorum

foça foça
soru: iki oğluş, sabahın dokuzundan akşam altıya kadar hiç eve girmeden koşar oynarsa altıda halleri ne olur?
cevap: dönüş yolunda bayılmakla sızmak arasında uykuya dalarlar ama eve gelesiye yine gözleri açıp ayılırlar!
eğer onca koşturan ben olsaydım herhalde kimse beni arabadan eve taşıyamayacağından sabaha kadar arabada baygın bir halde uyurdum!
evet biz bugün foça'ya gittik. arkadaşlarımızın çimler arasındaki evlerinde bolca güneşlendik. önce limanda güzel bir kahvaltı, eve dönünce de tam anlamı ile çimlere yayılmaca.. arada papatya tarlalarına ve denize yürüyüşler yaptık. iki güzel ablamız vardı: öykü ve öykü. öyküler oğlanları çok sevdiler, buna en çok anne sevindi, kızların peşine takılan oğlanlar az anne diyerek bir gün geçirdiler.. yavru çam kozalakları topladılar bol bol, biraz çimlendiler. ev sahibimizin güzel cindy'si ile oynadılar uzun süre.. meğer cindy de top toplamaya bayılırmış:-) güreş tuttular büyüklerle yorulmak bilmeden. pes edenler hep büyükler oldu, ama bunda bizimkilerin işe biraz hile katarak dişlerini çalıştırmalarının da etkisi vardı tabii. bir de doğumgünü kutladık birlikte, büyük öykü ablanın yaşgünüymüş bir kaç gün sonra [aslında yarın da babanın arkadaşı bircan'ın doğumgünüymüş ama o koca adam diye sayılmass:-)]. pastalar kesildi, deryuş gene elleriyle daldı pastaya ama koca bir dilimi banamısın demeden bitirdi.. deniz ise maymun iştahıyla hızlı başlayıp çabuk kesildi..
eve döndüğümüzde "biy tanecik diçney kanay şayedip yatabiliymiyiiiij?" diye sorduklarında uykulu uykulu, kıyamadı anneyle baba, bir tanecik filmi yarıdan yakalayıp seyredip, sekizde gene hızla sızmak üzere yatağa devrildiler:-)
gün boyu anne bolca fotoğraf çekti, akşamdan makinayla ilgilenmişti bu güzel gün için;)
Gönderen ebru zaman: 21:27 10 yorum
Etiketler: ,
15 Mart 2008

sürpriz yumurta oyuncakları
bizimkilerin en bayıldıkları sürpriz sürpriz yumurta.. uzun zamandan beri oyuncaklarını biriktiriyorlar, daha doğrusu onlar biraz oynayıp bırakıyor. oyuncak sağlam birşeyse eğer anne toplayıp kaldırıyor.. sağlam kalanlardan iki dolu kutumuz var, arada çıkarıp oynuyorlar. bugün çok güzel bir şehir yaptılar, anne de klikledi hemen..
sonra babamız geldi, bostanlıya gittik hava aldık, tıkındık, koştuk oynadık. hatta balıkçı teknelerine bile bindik ama orada klikleyemedik çünkü ne zaman hoş bişi olsa makinamız hazırlıksız yakalanır oldu. oğluşlar balıkçı teknesine oturmuş, anne gülümseyin dedi, iki şirin surat belirdi mini ekranda ve ekran karardı, yani şarjı bitti aptal makinanın..
neyse, yarın foça gezimiz var. makinayı şarj edip çıkacağız;)
Gönderen ebru zaman: 21:46 4 yorum
12 Mart 2008

benim ötekim!!
şimdi bir gg satışlarıma bakayım diye nete girmiştim, ama derya öyle bi laf etti ki yazmazsam unuturum diye dayanamadım!!eve girdiğimizden beri muzurluk yapıyorlar, sürekli birşeylerin peşindeler. ben de yoruldum peşlerinde koşmaktan. bir ara baktım deniz yok olmuş, derya'ya dedim ki senin ötekin nerede? kendi evine girmiş, buradayım diye uzattı kafasını. neyse, aradan vakit geçti. ben bir yandan çorbamı içiyorum, bir yandan nette takılıyorum derya elinde kalemleri kağıdı geldi oturdu yanıma, dedi ki "anne banim otekim gane nayde??"ben hı ne derken anlayınca ne dediğini başladım gülmeye, baba ne oldu diyor, derya dedim, ötekim nerde diye soruyor.. bu defa deniz seslendi içerden "ben buyda baynodayım biyinin indiymeçini bakliyoyum" çıkmış anlaşılan bankonun üzerine gene inemiyor. halbuki mutfakta yere düştü bu akşam ama nerde akıllanacak. neyse biz de alışkınız artık bunların tepelerde gezmesine, takılıyoruz salonda gülerek. deniz gene selendi "biyi galip beni aymayacak mı buydaaaan" hadi dedim babaya, git al yoksa ben yazacaklarımı unutacağım:-))
Gönderen ebru zaman: 20:20 4 yorum
Etiketler:

kendi evleri
salonda ikisininde kendilerine ait köşeleri var. buralar kendi deyimleriyle "evleri". herşeylerini bu köşelerde biriktiriyorlar, arada gidip evlerinde dinleniyorlar:-) neler var neler bu evlerde, biraz oyuncak, biraz ilaç (şeker ve patlamış mısır), kalemler, çantaları (tabii annenin çantaları), ıvır kıvır birsürü şey... başlarda bu evleri ben hep topluyordum, akşam geldiklerinde "hiii avimij bocuymuş" diyerek yeniden inşa ediyorlardı. artık evlerini hiç ellemiyorum, bırakıyorum dağınık kalıyor:-) bu arada derya'nın evi noel ağacının altında olduğundan ağacı da kaldıramıyoruz. şubat sonu süslerini toplamayı başardım, darısı ağacın başına... deniz ise kendine sub-woofer'ı mekan tutmuş durumda..
Gönderen ebru zaman: 11:14 2 yorum
Etiketler:

ikiz lafları
bunlar her geçen gün beni daha çok şaşırtıyorlar.biraz rahatsızım, ilaçlarım mutfakta bir rafta duruyor. deniz efendi çıkmış bankonun üzerine, ilaçları almış bana sesleniyor: "anneee bunnayı çocuklayın uyaşamıycağı biyeye koymayışıın, bak buyayaaa" taa teede bir dolap gösteriyor. tatlım dedim bankonun üzerine tırmanmasan sen zaten onlara ulaşamayacaksın!!babamız kalem kutusu almış birer tane, o gün bugün kalemleri çok kıymetli, sürekli yazıp çiziyorlar ve durmadan konuşuyorlar:deya bana bi kayıt vayiy miçiiin?vayiyiim... al buyda işteebak şiymdi ben once adımı yacayım, bu benim yacma kayemimtamaaambak şiymdi de bunu çiceyiiim. sen de bani şeyetmek içtey mişiiin?haayiy iştemeem.......tabii ki de işteyim, ne yapıyoçuuun?dün sabah giyiniyoruz, deniz giyindi ben deryayı giydirirken geldi deniz kuşu:kaydeşim şeni opebiliy miyiiim?aweetmuck muckannecim şeni opebliy miyiiim?tatlım beni her zaman öpebilirsin. anneyi öperken izin almana gerek yok tamam mı??atladı boynuma velediko, bu arada derya sordu: annecim ban de şeni opebiliy miyiiim?haliyle mıncık öpücük arasında geciktik yine:-)
Gönderen ebru zaman: 10:33 5 yorum
Etiketler:
Önceki Yazılar
Kaydol: Yazılar (Atom)

ebru
İzmir (şimdilik), Turkey
rüzgarı yakalamaya çalışan bir ikiz annesi..Profilimin tamamını görüntüle

deniz kuşum


derya kuzum


shop @ TWINSHOP

if (document.images) { i = new Image();i.src = "http://www.iyisay.com/s.php?r=http%3A//www.blogger.com/navbar.g%3FtargetBlogID%3D7681157%26blogName%3DASP.NET+Articles+by+Harish+Ranganathan%26publishMode%3DPUBLISH_MODE_BLOGSPOT%26navbarType%3DSILVER%26layoutType%3DCLASSIC%26homepageUrl%3Dhttp%253A%252F%252Fharishmvp.blogspot.com%252F%26searchRoot%3Dhttp%253A%252F%252Fharishmvp.blogspot.com%252Fsearch";}

alev ve ikizleri
annesinin barış'ı
çocukla çocuk
defneshka çınarovski
deniz zeynep
derya'nın ikizleri
ebru'nun ikizleri
sudem busem
yiğit yaren

evrenselçizgiler
evrim's photos
geveze kalem
ileri geri
incegül
mücevher kutusu
sardunya
özzlem
gemini (the twins)

Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister. Gazi Mustafa Kemal Atatürk

atatürk
atatürk
atatürk
atatürkiye
atam
add
anıtkabir

hatırla
@ amasra gezisi için sema'nın notlarına bak@ sıradaki istanbul seyahatinde evrim'in bahsettiği oyuncak müzesine git@ çocukla çocuk'un shaggy halısından yapmayı dene

Etiketler
2004 (9)
2005 (9)
2006 (8)
2007 ilk yarı (6)
alıntı (2)
arabada (35)
arkadaşlar (24)
gezi (7)
ikiz halleri (122)
ilkler (22)
kısa metraj (24)
maaile (35)
okulda (32)
tatil (51)

Hey..Ini aku
Oh! God.. where the hell you hide my soul mate?
Khamis 03 Apr 2008

Aktiviti dengan Kak Siti
Ini la Kak Siti. Chewah kontrol cun la tu.Makan adalah salah satu aktiviti saya dengan salah seorang kawan rapat. Aktiviti ni kami lakukan lepas waktu kerja. Salah satu alasan yang memang munasabah kena buat lepas waktu kerja ialah Kak Siti ni ada enam orang anak. Kalau waktu lain, dia terpaksa bawak banyak 'hand bag' kiri kanan.Tak kisah lah kat mana pun. Asal tekak teringin nak makan, kami jalan je. Kalau tak Tomyam area Dengkil, kami pegi la mana-mana restoran atau tempat makan area Puchong. Gerai tepi jalan pun jadi jugak. Salah satu gerai kegemaran kami kat area Puchong Perdana ialah gerai Kuey Teow Penang. Selalu singgah kat sana dan tukang masak dia pun dah kenal kami. Biasa order Kuey Teow special.Macam semalam, kami singgah makan di Restoran F1 di IOI Mall Puchong. Masa kami sampai hanya ada dua orang pelanggan. Kak Siti ni dah teringin sangat nak makan Lamb chop. Layan je lah! Saya pulak order Sirloin Steak. Steak kat sini tak la sedap sangat macam steak yang saya pernah makan dekat Sunway Pyramid, tapi boleh lah balun sampai habis. Kosong je... tak macam dulu.. Yummmmm..Lepas makan macam biasa kena hantar Kak Siti balik. Saya macam biasa lah, balik rumah tidur la apa lagi. Anak-anak semua dah makan. I mean, anak-anak ikan yang tiga ekor kat rumah tu pagi-pagi dah bagi makan. Bagi makan banyak nanti mati.Senang jadi orang bujang. Tak payah nak fikir banyak benda. Life yang cukup bosan saya rasa. Kadang-kadang kalau dah sampai tahap bosan gila babun, saya boleh rasa macam nak jerit kuat-kuat.Ok lah. Malas la nak cerita pasal makan banyak-banyak pasal saya jenis orang yang tak kuat makan kalau benda tak sedap. Dan saya akan jadi orang kuat makan kalau makan benda yang sedap-sedap so hey!


Stress!!!
Kita ni hidup ada stress kan? Start je bukak mata lepas tidur sampailah nak pejam mata balik. Dalam satu hari mesti ada je benda yang buat kita stress.Orang-orang keliling saya tak pernah saya tengok yang tak ada stress. Cuma ada yang pandai sembunyikan stress tu agar orang tak nampak. Mana yang tak pandai nak control tu, mula la ada yang marah-marah, naik angin tak pasal-pasal, muka masam kelat. Tu semua akibat dari tekanan dari masalah-masalah luaran dan dalaman la.Bermula dari rumah, bangun pagi nak mandi air tak ada pasal lupa bayar bill, ubat gigi habis la pulak tak ingat nak beli, terbangun lambat pasal semalam lupa nak kunci jam, tak sempat nak buat sarapan nak kena uruskan anak-anak ke sekolah. Arghhh!!! Tension nye.. Tu baru pagi-pagi.Nak ke office pulak, start keter tak hidup pulak. Sepak tayar keter, dah marah sangat. Kena naik teksi atau bas, lambat pulak. Bas sampai tak boleh naik pasal dah penuh. Menyumpah dalam hati ****mak! F**k! Celaka! Semua perkataan yang seangkatan dengannya keluar kat hati. Naik teksi lah! Teksi sampai, lega... separuh jalan, jalan jem giler! Alamak! Dah la lambat. Bosannye KL ni.. Dalam hati menyumpah lagi. Dekat sejam lebih baru sampai office. Tanya tambang kat driver teksi merah putih. Mak datuk! Mahalnye... Dah la meter tak pasang. Alasan driver teksi bagi, jalan jem. Cisssss!Dah berpeluh-peluh sampai kat office. Punch card dulu. Boss dah jeling-jeling dari dalam bilik. Duduk diam-diam tak bersuara. Buat-buat busy. Check e-mail. Banyak pulak e-mail nak kena reply. Semua complaint pulak tu. Belum sampai tengahari muka dah mula serabai. Ishhhhh... rehat dululah!Itu baru separuh hari, macam-macam benda boleh jadi. Dah lah tension, benda-benda kat luar banyak yang menyumbang kepada bertambahnya stress ni. Bila mula stress, benda kecik pun boleh buat kita jadi marahhhhhh sangat.Itu sebabnya, bila kita stress kita kena bertenang. Dari ceramah agama yang saya pernah hadir, duluuuuuu.... bila kita marah, stress, pegi ambik air sembahyang pastu solat. Dengan cara tu kita boleh tenang. Itu cara mudah dan murah. Tak percaya, cuba la...Kepada Lee Chin, aku tak tau macamana orang Cina nak hilangkan stress. Rasanya kau boleh tarik nafas dalam-dalam pastu tahan sampai kau tak bernafas lagi. Hahahaha... lepas tu lepas la. Jangan nak bunuh diri pulak ok?Kepada My Chemical Brother, semua orang ada stress, tension, marah, masalah macam-macam. Ubat dia senang je, solatullah! Bukan nak jadi ustazah, pasal saya pun dah tumbuh tanduk tapi apa yang saya tahu, Allah suka bila kita kembali pada dia masa kita perlukan dia dan masa kita susah.Think about it guys! Dok kat pantai pun boleh tenang.



Perfume baru!
Semalam beli perfume baru lagi. Allure Sensuelle by Chanel. Bau dia tak la best sangat. Ada bau macam pahit-pahit sikit dan lebih kepada bau untuk lelaki. Sedap ke tak ke bau dia, saya blasah je pakai..Bulan depan agak-agak perfume apa pulak ek? Tunggu.. dah target dah!


Hari paling tak seronok!
Hari paling tak seronok sekali bagi saya ialah hari gaji! Memang tak seronok pasal bila dapat gaji, saya kena bayar hutang yang keliling pinggang. Harapkan hutang keliling pinggang, tapi pinggang tak ramping pun! Huhuhu... leper je ada la!Bila gaji dah masuk je saya mula risau. Risau la, mana la tau terlari budget. Susah nak kejar! Memang selalu pun lebih. Ye... betul.. gaji ciput tapi lagak macam orang gaji riban-riban. Mana nak bayar rumah, kereta, minyak, makan, api air,shopping barang rumah, baju, bayar credit card. Duduk sorang, tapi tak cukup-cukup jugak. Saya memang boros! Itu kata abah saya, boros, keras kepala, degil. Aku kan anak abah! Sebijik macam perangai abah la.. kekeke..Saya suka tengah bulan atau dua minggu lepas gaji & sebelum gaji. Masa tu hutang dah settle. Ada jugak hutang yang boleh ditangguh. Ada... mana boleh tak ada. Tapi yang tangguh tu biasanya tak buat saya risau sangat. Masa tu duit yang ada cuma boleh fikir untuk makan, minyak dan tol. Kalau ada lebih, sempat la jugak pegi Nicole cari baju baru!Kalau gaji tak cukup, panjang je akal fikir apa nak buat. Biasanya saving book Tabung Haji la saya cari dulu. Sampai saving book tu lunyai pasal tuan dia ni. Ada lagi satu! Agak-agak macam dah semput, Abang Jawa jadi mangsa. Abang jawa ni tak berkira. Baik hati sangat. Walaupun saya dah bagi warning dengan dia jangan nak lebih-lebih dengan saya, tapi dia tetap jugak buat baik dengan saya ni. Post lepas saya ada cerita pasal kebaikan Abang Jawa ni. So, saya kira bukan ambil kesempatan k.Tapi, satu perangai saya ni yang saya rasa saya ni baik. Hah! Mana ada perasan.. Selagi saya ada duit sendiri, selagi tu saya takkan mintak dengan orang. Berdikari untuk survive. Tapi, orang bagi saya ambik! Hahahaha...Okie.. jumpa lagi.Alaaaa... bulan ni nak kena bayar insurance kereta... Apa lagi, fikir jalan la.Kepada My Chemical Brother : Woiiiiiiiiii!!!!!! Jalan laaaaaa!!!!!


Jangan la Boss, malu la saya
Hehehe... tajuk apa ni???? Macam ada scandal je dengan Boss? Hahaha... Bukan la. Sebenarnya hanya kerana satu e-mail saya reply kepada Boss-boss dan Director-director kat office, Boss saya (Director) puji saya sampai dua tiga hari tak habis-habis. Malu la saya. Hehehe..Dan pujian kepada saya sampai masuk dalam meeting department lain. Huhuhu... tu baru sikit la boss.Tu pasal puji. Kalau bab kena marah pun saya la jugak yang selalu kena. Ada problem, saya dulu yang kena tembak belakang, depan, kiri, kanan. Huhuhuhu...Sebenarnya saya tak ada idea ni weiiii nak tulis apa...



Cerita Semalam..
Kepada pengunjung sekalian, cerita semalam hanya rekaan semata-mata. Hanya khayalan dari otak yang ketandusan idea.*** My Chemical Brother, saya tak gila lagi ok! Tapi, jgn biarkan diri anda diselubungi misteriiiiiiiii....



Jiwa yang kacau!
Di dalam bilik tidur, gelap tanpa cahaya lampu, aku terbaring lesu. Kepala terasa berat seperti ada seketul batu yang dijemur cahaya matahari tengahari, panas dan berdenyut-denyut. Di jari terselit sebatang Dunhill Lights yang masih menyala. Asapnya meliuk-lintuk lemah gemalai dan kemudian hilang di udara. Bau asap rokok bercampur dengan bau haruman penyegar udara Ambipure dah sebati dengan hidung.Di sisi aku, di atas tilam empuk Sultan buatan Ikea, berselerak dengan pil-pil tidur. Sebilah pisau dapur yang aku ambik dari dapur ku campak di sisi. Tisu-tisu hingus dan airmata bergumpal-gumpal. Bekas abu rokok, sebenarnya gelas teh yang aku dapat dari Sushi Kings sudah penuh dengan puntung rokok.Air mata di pipi sudah kering, hanya tinggal sisa-sisa di kelopak mata. Mata pun dah bengkak macam mata anak cina. Kipas aku pasang, berpusing-pusing lemah. Terasa nyaman bila angin menyentuh kulit.Aku kecewa! Kecewa dengan orang yang bermulut manis. Aku tak diperlukan dalam hidup mereka seperti aku perlukan mereka dalam hidup aku. Manusia hanya pandai berkata-kata. Kalau murai tu dah aku cabut ekornya. Rasa nak disimpul muncung orang yang bermulut manis ni dan diikat riben berwarna pink.Kala perasaan berkecamuk dengan masalah, muka aku jugak yang dihadap untuk meuahkan perasaan yang berbuku. Dan telinga ini jugak yang sudi menadah segala luahan rasa dari jiwa kacau dia. Tapi, sekarang hati sedang berbahagia macam dapat free first class ticket menonton lumba kereta F1 di Sepang. Segalanya tak sempat lagi untuk aku. Terlalu berharga masa untuk diberi sedikit kepada aku yang setia menunggu yang hanya bertemankan tv siaran perdana membosankan yang hanya menayangkan rancangan dari seberang dan berita-berita hebat tentang kerajaan Barisan Nasional. Aku lemas!Dari hari ke sehari aku nampak lagak dia dah semakin 'chicken'. Macam tikus kena marah bila mencuri keju. Di mana dia yang dulu yang selalu berkata "ini aku la!". Sekarang dah jadi "Ini aku la yang kaku".Aku takkan ubah apa-apa perasaan pun pada dia. Rasa sayang, kasih, cinta tetap untuk dia. Tapi aku kecewa... Bukan dia penyebab aku terdampar di katil itu. Bukan! Tapi, aku hanya kecewa dengan perjalanan hidup aku. Bila kasih, sayang, cinta ada dalam hati, tak pernah ada yang menghargai dengan rasa itu. Bukan senang sebenarnya untuk aku adakan perasaan itu dalam hati yang mati ini. Aku semakin letih dengan perasaan sendiri... ...dan semalaman aku terbaring di katil dengan jeans & t-shirt, tertidur sampai ke pagi. Pisau dan pil-pil tidur masih jugak kaku di situ tanpa berganjak. Aku selamat lagi dari hasutan iblis Laknatullah! Astaghfirullahalazim...

No comments: